reklamı kapat

POPÜLER

Canon 5D Mark III incelemesi

Canon, 2008 yılında piyasaya sürdüğü ve efsane statüsüne yükselen tam kare sensöre sahip 5D Mark II’nin halefi Mark III’ü bu yılın mart ayında tanıttı. Tanıtımın ardından beri sürdürdüğümüz yoğun çabalarımız sonuç verdi ve uzun zamandır yolunu gözlediğimiz 5D Mark III inceleme için elimize ulaştı. Zaten kendini kanıtlamış bir makine olan Mark II’nin ağabeyi hakkında yazacaklarımız klasik fotoğraf makinesi incelemelerinden biraz farklı olacak. Adet olduğu üzere tasarımdan başlayalım. 5D Mark III’ün yenilenen kasası, magnezyum alaşımlı ve Canon’un APS-C sensörlü 7D’sine oldukça benziyor. Ele oturuşu, tuşların hassaslığı gayet yerinde. Mark II’de ekranın sağ altında olan açma kapama anahtarı, sol üstteki kontrol tekerinin arkasına alınmış ve bizce bu çok yerinde bir değişiklik olmuş. Tekerin ortasına da 60D’deki gibi ufak bir kilit düğmesi eklenmiş. Dikkat çeken bir başka yenilik, ana kontrol tekerinin hemen üzerine yerleştirilen Q tuşu. Bu tuşla, fotoğraf ve video çekerken kolayca ayarlara ulaşmak mümkün. Joystick’in üzerindeki fotoğraf/video anahtarı da geçişi oldukça kolaylaştırmış. Bu anahtarın içindeki START/STOP düğmesi ise LiveView’u açıp kapatmaya yarıyor. Tasarıma ilişkin en önemli değişikliklerden biri Mark III’ün ekranının daha da büyümüş olması. 1 milyon noktalı ekranın büyüklüğü 3,2 inç. Aynı şekilde vizörde de bir geliştirme yapılmış. Artık vizörden görünen alan yüzde 98 değil, yüzde 100. Yani çekeceğiniz her şey gördüğünüz karenin içinde.

KARANLIKLARIN EFENDİSİ
Dış görünümdeki değişikliklerin haricinde yeni nesil 5D’nin kasasının altında da önemli farklılıklar söz konusu. Bunların başında Canon’un en gelişmiş işlemcisi DIGIC 5+ geliyor. Yeni işlemci, 5D Mark II’de kullanılan DIGIC 4’e kıyasla tam 17 kat daha hızlı işlem yapabiliyor. Bir diğer önemli iyileştirme ise otomatik odak noktalarının sayısında yapılmış. Mark II’de sayıları 9 olan bu noktalar Mark III’te 61’e çıkarılmış. Büyük fark ve hız yaratan odak noktalarına menü üzerinde de geniş yer ayrılmış. 6 farklı Case, çekeceğiniz objenin konum ve hareketine göre farklı ayarlarla kullanıcılara sunulmuş. Özellikle karanlık ortamlarda otomatik odaklama noktalarının sayısındaki fazlalık oldukça işe yaramış. Odaklama için geçen süre de noktaların sayısı sayesinde inanılmaz derecede azalmış. Neredeyse deklanşöre dokunduğunuz anda odaklama gerçekleşiyor. Mark II kullanıcıların şikayetçi olduğu ölçüm modları da elden geçirilmiş. 63 alanlı iFCL ölçüm sistemi artık çok daha tutarlı sonuçlar veriyor. Canon’un başarılı olduğu ISO hassasiyeti, Mark III’te de kalitesini ortaya koyuyor. Standart olarak 100-25.600 arasında ayarlanabilen değer, 102.400’e kadar çıkabiliyor. Bu yüksek değerlerde dahi gren çok az. 5D Mark III’e yeter ki ışık olsun (biz akıllı telefon ekranından çıkan ışıkla bile denemeler yaptık), gönül rahatlığıyla ISO’yu yükselterek istediğiniz her şeyi çekebilirsiniz. Makinenin perde sisteminde de yeniliğe gidilmiş. Mark II’de olmayan sessiz çekim modlarıyla perdeye susturucu takmışçasına sessiz bir şekilde fotoğraflar çekebiliyorsunuz. Üstelik sessiz modunu, seri çekimde de kullanabiliyorsunuz. Seri çekim demişken belirtelim,
Mark III saniyede tam çözünürlükte 6 kare çekebiliyor.

RAW’DAN JPEG’E
Fotoğrafçılıkta trendler değişiyor ve markalar da bunlara uyum sağlıyor. 5D Mark III’ün HDR ve Çoklu Pozlama modları bunun güzel örnekleri. Evet, Mark III ile kolay ve hızlı bir şekilde, makine üzerinde HDR fotoğraflar elde edebiliyorsunuz. 5 farklı HDR modu içinden istediğinizi seçip deklanşöre bir kere dokunmanız yeterli. Üç farklı pozlama değeriyle çekilen fotoğraflar, makine üzerinde bir araya getiriliyor ve ortaya estetik görünümlü tek bir HDR fotoğraf çıkıyor. Çoklu Pozlama modu ise çektiğiniz kareleri farklı efektlerle üst üste bindirmenizi sağlıyor. Yapabileceklerinizin yaratıcılığınızla sınırlı olduğu bu modda, isterseniz 9 farklı kareyi üst üste bindirebiliyorsunuz. Ayrıca çektiğiniz tüm kareleri ayrı ayrı saklayabiliyor ve çoklu pozlama fotoğrafını RAW olarak kaydedebiliyorsunuz. Çıkan sonuçlar da oldukça etkileyici oluyor. RAW demişken, Mark III’le birlikte gelen RAW’dan JPEG’e dönüştürme özelliğinden de bahsedelim. RAW formatında çektiğiniz fotoğrafları işlemek için artık Photoshop kurulu bir bilgisayara ihtiyacınız yok. Pozlama, parlaklık, beyaz ayarı, renk sapması gibi birçok değerle oynayarak doğrudan makine üzerinden JPG çevirisi yapmanız mümkün. Mark III’teki en büyük geliştirmeler ise şüphesiz video odaklı. Full HD çözünürlükte saniyede 30 kare video kaydı yapabilen makine, çözünürlük 720p’ye indirildiğinde saniyede 60 kare kaydedebiliyor. Kullanıcılar, kulaklık girişine bir kulaklık bağlayarak, kaydedilen sesi duyabiliyor. Kayıt esnasında ayar yaparken tıkırdayan tekere de ince bir ayar yapılmış. Menüden aktif ettiğiniz takdirde, ana teker dokunmatik olarak işlev görüyor ve bu sayede kayıt esnasında makineden hiçbir ses çıkmıyor. Her şey iyi güzel lakin Mark II’nin video kaydındaki en ciddi problemlerden biri olan otomatik odaklama sorunu Mark III’te de aşılamamış. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın yavaş ve sorunlu bir odaklama oluyor. Bu konuda Sony’den ders almaları lazım. Yazacak çok şey var aslında ama yerimiz sınırlı. Özetle şunu söyleyebiliriz: Bir Mark II sahibiyseniz Mark III’e geçiş yapmanız pek gerekli değil. Lakin tam kare sensörlü yeni bir makine almaya niyetliyseniz Mark III için para biriktirmeye başlasanız iyi olur.

YORUMLAR