reklamı kapat
TEST ETTİK
10.5 inç iPad Pro incelemesi 10.5 inç iPad Pro incelemesi

POPÜLER

Shadows of the Damned incelemesi

Shinji Mikami, Resident Evil’ı yaratan adam. Suda 51, No More Heroes, Killer 7 gibi oyunlara hayat vermiş son derece yaratıcı bir oyun geliştirici. Ve Akira Yamaoka… Silent Hill serisinin o unutulmaz müziklerini yaratmış olan müthiş yapımcı ve müzisyen. Bu üç kişi toplandığı an nasıl beklentiye girmezsiniz? Ve nasıl beklemezsiniz yüzyılın oyunu için? Fakat beklentilerimizin aksine bu üç kafadar oyun yapmak için değil, geyik çevirmek için toplanmışlar zira karşımızdaki oyun koca bir şaka gibi… Shadows of the Damned, B-Movie aromasına bulanayım derken, absürtlüğün sınırlarını zorlayan, eğlendirici olmaktan çok karmaşık ve yorucu olmuş bir oyun. Dağınık, başı sonu belirsiz ve son derece tekdüze… Aslında bakarsanız çok büyük beklentilerin altında kaldığı için oyuna karşı büyük bir nefret besledik oynadığımız süre boyunca ancak işin özünde Shadows of the Damned, değişik olmayı denemiş ve başarısız olmuş. Ezber bozmayı deneyen herkese saygımız sonsuz ancak ortaya anlamlı bir sonuç çıktığı sürece… Yoksa insan aklına gelen her şeyi oyunun içine koymamalı, değil mi?

ŞEYTAN ŞEYTAN OLALI
Shadows of the Damned, tıpkı Resident Evil 4 gibi oynanıyor. Oyun mekaniklerine baktığımızda direkt olarak Shinji Mikami’nin etkisini görüyoruz. Bir diğer deyişle, garip bir hikayeye ve tuhaf karakterlere sahip bir aksiyon oyunuyla karşı karşıyayız. Oyunda Meksikalı şeytan avcısı Garcia Hotspur’ün gerçek aşkını kurtarmak için cehenneme gidişine şahit oluyoruz. Fakat bu cehennem tasviri daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyor. Aslında bakarsanız bu oyundaki hiçbir şey daha önce gördüğümüz herhangi bir şeye benzemiyor ancak bunun çok da iyi bir şey olduğunu söyleyemeyiz. Oyunun unsurları arasında hiçbir bağlantı ya da bütünlük yok. Ve asıl kötü olan bunların B-Movie kılıfında bize paketlenmiş olması; oyunun temasının B-Movie kitch’liğiyle de pek bir alakası yok. Oyunun yapımcıları kafalarına estiği gibi takılmışlar. Oyunun senaryo ve bu senaryo dahilinde oluşturulan teması hakkında söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok. Gördüğünüz en absürt düşman tiplerini göreceğinize emin olabilirsiniz. Konuşan motosikletler, bebek kafalı kapılar, kıpırdayan dekoratif koçbaşları… Tuhaf demiştik değil mi? Oyunun bölümleri son derece çizgisel ve Garcia’ya yakın tutulan kamera etrafı görmenizi zorlaştırıyor. Yine de kontrol sistemi çok kötü değil. Gerçi nişan almak için biraz alışkanlık gerekiyor ancak genel olarak savaş sistemine kötü diyemeyiz. Çok çeşitli silahlarınız yok ama modellemeleri gayet hoş. Oyunun genelinde klasik olarak pompalı ve makineli tüfek kullanarak ilerliyorsunuz. Bir de tabancaya sahipsiniz. Bu üç temel silahınızı geliştirme şansınız var. Mesela silahlarınızı iyice geliştirdikten sonra nişan almakla bile uğraşmıyorsunuz. Bir süre sonra cephaneniz güdümlü olmaya başlıyor. Karşınızdaki ucubeleri geliştirilmiş silahlarınızla vurmak cidden eğlenceli. Ama zaten oyunun çok çok büyük bir kısmı bir şeyleri vurmakla geçtiği için bırakalım da o kadarı bari düzgün olsun, değil mi? Oyunun çatışma dışındaki diğer unsurlarına baktığımız zaman Suda 51’in yaratıcılığının sınırlarını zorladığını görüyoruz ancak bu “yaratıcılık” kavramının suyu çıkmış resmen. Yaratıcılığı bırakıp saçmalamanın sularında yüzmeye başlamış Suda 51. Zira yaratık tasarımları da birbirinden garip. Adeta akıllarına gelen her şeyi çizip modellemişler. Biraz negatif gittiğimizin farkındayız ancak bu üç adam tarihin en sıkı korku oyunlarından birini yapabilirdi… En azından bizim beklentimiz o yöndeydi. Neyse… Oyunun büyük kısmı önünüze çıkan yaratıkları vurmakla geçiyor evet; ancak oyunun kendinden geçtiği çok ama çok farklı bölümler de bulunuyor. Çeşitli bulmacaları çözdüğünüz, yolunuzu bulmaya çalıştığınız ve hatta oyunun iki boyutlu bir platform oyununa döndüğü bölümler de var. Fakat tüm bu farklı dinamikler oyunun kendi içindeki çeşitliliği pek sağlayamıyor.

CEHENNEME YOLCULUK
Aslında bu dinamiklere teker teker baktığınızda hepsi de anlamlı ve güzel işlenmişler. Az önce bahsettiğimiz platform kısmı ciddi anlamda oyuncunun ezberini bozmak adına tasarlanmış. Oyun bir anda üç boyutlu aksiyondan, iki boyutlu platforma dönüyor. Fakat bu oyunun geneline yayılan bir durum değil, yani oyun türler arasında değişkenlik göstermiyor. Yine de aroma olarak konulmuş bu bölüm alışık olmadığımız bir durum çıkarıyor ortaya. Peşinizdeki en büyük düşman karanlık; karanlığın içinde sağlığınız sürekli olarak azalıyor. Yolunuzu bulmanız da o kadar kolay değil. Bu noktada oyunun size sürprizler hazırlamakta başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Savaş anlamında oyunun iç mekanikleri çok çeşitli olmasa da bölümler arası geçişler çeşitli sürprizlere gebe. Oyunun sizi yolunuzdan alıkoymak için neler hazırladığını merak ediyorsunuz. Açıkçası oyuna devam etmek için aldığınız tek motivasyon da bu; bir sonraki bölümün geçişini merak etmek… Keşke hikaye bu kadar kopuk, dağınık ve özensiz olmasaydı.

KÖTÜ BİR FİLM
Oyunun bizce en iyi yönü boss savaşları. Yaratık tasarımlarındaki çılgınlık boss’larda da olduğu için hiçbiri birbirine benzemiyor. Hepsine farklı taktikler uygulamak, zayıf noktalarını tespit etmek gerekiyor. Oyunun ses ve müzikleri de hiç fena olmadığından özellikle boss savaşlarında fena halde gaza geliyorsunuz. Bu kocaman düşmanların tasarımları birbirinden farklı ve alışılmadık olduğundan nereden, nasıl saldıracaklarını kesinlikle öngöremiyorsunuz. Fakat alıştıktan sonra o kadar keyif alıyorsunuz ki aynı boss savaşlarını tekrar tekrar oynamak istiyorsunuz. Fakat bildiğiniz gibi bu tip oyunlarda, oyunu bir kere bitirdikten sonra ekstra bir şeyler açılır ya da en kötü geliştirdiğiniz karakterinizle yeni bir oyuna başlarsınız. Ancak ne yazık ki oyunda hiçbir ekstra özellik bulunmuyor. Kısacası oyunu tekrar tekrar oynamak için hiçbir nedeniniz yok; bitti mi bitiyor.

ÇOK DAHA İYİSİ OLABİLİRDİ
Geçtiğimiz yıl oyunun duyurusu sırasında duyduğumuz heyecan yerini hayal kırıklığına bıraktı. Ancak bu yalnızca oyunun tamamen kötü olmasından kaynaklanmıyor, bizim beklentilerimizin yüksek olmasının da etkisi var. Shadows of the Damned bütünüyle kötü bir oyun değil. Sadece konusunu aktaramayan, karakterlerini işleyemeyen, dağınık ve saçma bir oyun. Aslında size sürpriz yapmak konusunda cimri davranmayan, savaşları oldukça keyifli olan ve özellik boss savaşları son derece keyifli geçen bir oyun. Ama işte kafada “çok çok daha iyisi olabilirdi” düşüncesi olduğu için bizi kesinlikle tatmin etmedi. Umarız ekip dağılmadan bir çalışma daha çıkarır ortaya.

► Detaylar ve puan tablosu sayfa 2‘de

YORUMLAR