The Saboteur
Medal of Honor, Call of Duty, Commandos, Wolfenstein ve daha sayısız oyun sayesinde neredeyse yapımcıların en çok kullandığı tema haline gelen İkinci Dünya Savaşı, en azından biz oyuncular için duyulduğu anda, “Yine mi?” dedirten bir unsur haline gelmişti. Fakat bundan bir süre önce The Saboteur’ün ekran görüntüleri internet ortamına düşmeye başlayınca bu kez farklı bir şeylerin olacağını hissetmiştik.

Sekiz yıl önce Mars işçileri olarak otoriteye başkaldırmış ve haklarımızı çatışarak geri almıştık. Bunu yaparken en çok oyun motorunun çevrenin yıkılmasına izin vermesinden faydalanmıştık. Duvarları delebiliyor, binalara hasar verebiliyorduk. Gerçi yapımcı firmanın iddia ettiği kadar oyun stratejimizi etkilemiyordu bu durum ancak o ana kadar FPS (First Person Shooter) oyunlarında görmediğimiz bir durumdu ve haliyle hoşumuza gitmişti. Evet, sekiz yıl sonra tekrar Mars topraklarındayız.
Beni uzunca zamandır takip edenler Electronic Arts’a bir antipati beslediğimi bilirler. Nerede popüler bir fikri mülk görse atlayan EA (bkz. Yüzüklerin Efendisi), son derece berbat oyunlarla aldığı derinlikli evrenleri adeta paçavraya çeviriyor. Bu resmen bir adet halini aldı. Yaşı 14-15 civarında seyreden genç oyuncu kitlesine hoş görünmek adına birbirinden sığ oyunların altına imzasını atan EA, bendeki kredisini çoktan bitirmiş durumda. Sırada ise koskoca The Godfather var.
Yıllardır tüm oyuncuları etkisi altına almış olan GTA serisi, özelikle son yıllarda büyük bir çıkış göstermiş ve tartışmalara konu olduğu kadar oyuncu kitlesini de bir hayli genişletmişti. En son 2006 yılında PSP kullanıcılarını sevindirmiş olan GTA serisi, bu platform için son halkasını duyurdu: GTA: Chinatown Wars.













SON YORUMLAR