Bodrum’un eşsiz doğasında kıyasıya bir yarış: Rally Halikarnassos izlenimleri

27 Kasım 2017 21:00

Türkiye’de adını yavaş yavaş duyurmaya başlayan Baja Anatolia’nın Bodrum’da düzenlenen Halikarnassos ayağına konuk olduk. Eşsiz doğa koşullarında gerçekleştirilen yarıştan gözümüze takılan izlenimler sizlerle.

Türkiye’de motor sporlarına ilgi duymuş büyüklerimizin kelimelerle anlatmakta zorlandığı çok önemli bir motor sporları geleneği tarihin tozlu sayfalarında. “Günaydın Rallisi” denildiğinde şöyle bir geriye yaslanıp yüzünde tebessüm beliren efsanelerin bugün ayakta tutmaya çalıştığı bu kültür, farklı klasmanlarda bazı zorluklarla karşılaşılsa da devam ediyor. Dünya Ralli Şampiyonası’na ev sahipliği yapmış ülkelerden birisi olarak çok daha ilgi görmesini beklediğimiz organizasyonların henüz bu noktada olmayışına şahit olmak da bir hayli üzücü. Bu ilginin tekrar tepe noktalara çıkartılması için gerçekleştirilen organizasyonlar neyse ki bugün profesyonel yarışçıların da tesciliyle dünya standartlarına erişmek konusunda ciddi anlamda yol kat etti.

Bu organizasyonların temel taşlarından birisi de 2010 yılından beridir düzenlenen Transanatolia Rallisi. Organizasyonla ilgili ufak bir araştırma yaptığınızda yedi yıllık bu süreçte dış etmenlerden ötürü düzenlenememe sıkıntılarıyla karşılaşılsa da motor sporlarını Türkiye’de bir yere getirmek isteyen deneyimli ekibin tutkunlarından asla vazgeçmeden yollarına devam ettiğini görebiliyorsunuz. Nitekim bu çalışma, dünyanın en prestijli yarışlarından Dakar Ralli’sinde derece yapmış pilotların da organizasyona katılmasıyla taçlanıyor.

Dünya çapında pilotların katıldığı Transanatolia Rallisi‘ne 2014 yılı itibarıyla Baja Anatolia adında ikincil bir ralli organizasyonu dahil edildi. Transanatolia’nın da etkisiyle üç yıl gibi kısa sürede yabancı sporcuların radarına giren bu organizasyon profesyonellerin yanı sıra, off-road deneyimini gerçek bir ralli etabında deneyimlemek isteyen amatör sporculara da imkan tanıyor. LOG olarak bu yılın son yarışı olan Halikarnasos Rallisi’nin heyecanına dahil olduk motor sporları tutkunlarının deneyimlerine ortak olmaya çalıştık.

Bodrum‘da düzenlenen ve 600 kilometreyi bulan etapların en özel noktalarında insanoğlunun doğayla olan eşsiz mücadelelerinden birisine tanık olduk. Zamana karşı olarak gerçekleştirilen bu yarışlarda, katılımcılar sadece birbirlerine karşı değil aynı zamanda kendi limitlerine karşı önemli bir sınav verdi. Yaşanan ufak tefek aksaklıklara rağmen kaskların arasından beliren gözlerdeki azim ve mücadele ruhu, günümüzde çoğu kişinin örnek alması gereken sahnelerden biri olarak notlarımıza yansıdı.

Kamp ateşinin etrafında

Dört gün süren yarışların ilk gününde katılımcıları masaj niteliğinde bir başlangıç bekliyordu. Bodrum’u ziyaret edenlerin içini ısıtan yazdan kalma bir perşembe günü, yarışmacıların içerisindeki heyecanı ateşledi. Seramonik startla izleyicilere bir bir tanıtılan sporcular aynı zamanda araçlarını da motor sporlarına ilgi duyanlarla bir araya getirdi. Şehrin merkezinde kurulan podyumdan teker teker inen katılımcıların ilk durağı organizasyonun ruhunu yansıtacak şekilde meydana getirilen denize sıfır bir kamp alanıydı. Kadın katılımcıların varlığıyla içimizdeki umutları biraz daha yeşerten organizasyona iki İtalyan, bir İngiliz ve bir Hollandalı pilotun katılıyor olması da altı çizilmesi gereken noktalar arasındaydı. Yarışta var olan sınıflarsa motosiklet, otomobil, SSV, quad olarak şekillendi.


Seramoninin ardından bu ruhu yerinde gözlemleyebilmek adına biz de akşam saatlerinde kamp noktasının yolunu tuttuk. Ciddi anlamda büyük bir alana kurulan kamp alanında koşullar tamamen rallinin doğasına uygun yapıda tasarlanmıştı. Katılımcıların araçları üzerinde son kontrolleri yapabileceği alanlar, kıl çadırlar, dev bir kamp ateşi ve hiçbir canlıyı birbirinden ayırmayan doğaya uygun şekilde toplu yenecek olan bir akşam yemeği. Artık ertesi sabah gerçek anlamda başlayacak olan rallinin heyecanını hisseden katılımcılar burada teknik ekipler tarafından rota bilgilendirmeleriyle donatıldı. Uzmanları bir an bile kaçırmadan nefessiz dinleyenler notlarını tutarak bir ilkokul öğrencisi misali derslerini çalışmak için kendi bölgelerine geçti. Ne de olsa yapılacak ufak bir hata elde edilebilecek dereceye mal olabilirdi.

Çamurun ilk izleri

Tam anlamıyla yarışın başladığı ilk gün en doğru noktalarda katılımcıları yakalayabilmek adına biz de yola koyulduk. Asfalt yoldan çıkıp ralliyi gerçek anlamda hissetmek adına araziye girdiğiniz o andan itibaren her kilometrede doğanın eşsiz güzelliği tarafından karşılandık. Araçlarının içerisinde ellerinden gelen son hızla etabı tamamlamak için mücadele edenler ise bu zenginlikte çizilmiş kusursuz rota sayesinde dip noktasına kadar faydalanma fırsatı buldu. İlk gün için bu heyecana ortak olduğumuz bölgede sessizlik motorların tatlı homurtusuyla bir araya geldi ve en iyi pozların yakalanması için tek yapılması gereken şey deklanşöre basmak oldu.


Yarışın ikinci günüyse katılımcıları en uzun ve zorlu etapları beklediği gündü. İlk günün ardından artık heyecanlarını geride bırakan ve rekabete daha da yoğunlaşan ekipler için bu deneyim sabahın erken saatlerinde başladı. Araçlarıyla Bodrum limanında bekleyen feribotlara binen katılımcılar Datça’ya hareket etti. Deniz üzerindeki yolculuk sırasında ikinci günün rotasıyla ilgili bilgilendirmeler alındıktan sonra, katılımcıları yer yer deniz seviyesine inip ve tekerlerini tuzlu suya sokmaları gerekecek bir etap bekliyordu. Bugünün en iyi karelerini yakalamak ve etabın heyecanına ortak olmak adına herkesin kolay kolay dahil olamayacağı bir noktaya yerleşme şansına eriştik. Kusursuz yeşilin ve çamurun içerisinden en uç noktada görünen otomobiller, motosikletler ve diğerleri denizin saflığına temas ederek bu kez çamur yerine çakıl taşlarını arkalarından savurarak yollarına devam etti.


İkinci gün içerisinde katılımcıları yakaladığımız noktaysa bu kez deniz seviyesinin çok üzerindeydi. Kelimenin tam anlamıyla çerçeveye eklendiğinde bir tablo olabilecek manzara eşliğinde kurulduğumuz bu noktada, rallinin sağladığı ayrıcalığın gerçekten başka bir boyutta olduğunu hissettik. Katılımcılar özenle hazırladıkları araçlarıyla bir bir önünüzden geçerken düşündüğünüz tek şey, rallinin usta ellerce hazırlanmış ayrıcalıklı rotalarla ve doğayla harmanlanmış enfes bir spor oluşuydu. Bu manzaraya ek olarak Terra Rosa‘nın iz bıraktığı parmaklar, araçlarla manzaranın nefes kesen birlikteliğini büyük bir zevkle fotoğrafladı.

Asıl kazanan kim?

Ralli Halikarnasos’un son günüyse seyircilerin de katılım sağladığı özel bir parkurda gerçekleştirildi. Burada 40 dereceyi aşan eğimlerden geçmek zorunda olan yarışçılar belki de araçlarının neler yapabileceğine seyirciyle aynı anda şahit oldu. Tekerleklerin yerden kesildiği ve su birikintilerinin içerisinden geçildiği bu etapta parkurda iki tur atıldı ve elde edilen süreler öncekiler üzerinden de değerlendirilerek sıralamayı belirledi. İstanbul-Ankara arasından daha fazla süren bir rotada doğanın kalbinde geride bırakılan parkurların ardından, bitiş çizgisini gören herkes madalyasını aldı. Burada verilen madalyaların en önemli anlamıysa bireysel limitlere karşı elde edilen dereceydi. Bitişi gören herkes bir anlamda kendisini geride bırakmıştı ve bu belki de elde edilebilecek en büyük zaferdi.


Tüm bu heyecanlı etapların tamamlanmasında en başta beridir bu işe tutkuyla bağlanmış insanların emeği var. Baja Anatolia’yı da içerisine alan bu yedi yıllık süreçte üç dünya turunu geride bırakmış parkur mesafesine imza atan ekibin tüm emeklerini anlamlı kılacak olan belkide en önemli etmen seyirci ve ilgiydi. Dünya Ralli Şampiyonası’nın yedi yılın ardından tekrar Türkiye’ye gelişi haberiyle heyecanlandığımız şu günlerde, düzenlenen ralli organizasyonlarında göreceğimiz seyirci bizi gelecek için daha umutlu hale getiriyor. Bahsetmeye çalıştığımız bu ilgiyi Halikarnasos ayağı üzerinden değerlendirdiğimizde en azından şimdilik beklentilerin altında olduğunu görmek içimizde burukluk yaratmıyor değil. Yaşanan zorluk ve sıkıntılara rağmen her geçen yıl biraz daha iyi noktaya gelen organizasyonda doğanın güzelliğini, yabancı ve kadın katılımcı sayısının artışını gördükçe inancımız da bir adım ileriye taşınıyor. Büyüklerimizin de söylediği gibi; hayat kısa, motor sporlarını sevin ve bir sonraki yarışa dek, “tekerlerinizin yere bastığından emin olun…”
Paylaş