Counter-Strike: Global Offensive incelemesi

21 Ekim 2012 12:00


YILLARIN ÖTESİNDEN GELEN, MULTIPLAYER OYUNCULUĞU YENİDEN TANIMLAYAN EFSANE COUNTER-STRIKE, YEPYENİ YÜZÜYLE TEKRAR KARŞIMIZDA. İNTERNET KAFE SABAHLAMALARININ BAŞ AKTÖRÜ BİZE TEKRAR YORGUN GÖZLER ARMAĞAN EDECEK GİBİ

İlk Half-Life 1998 yılında çıktığında sadece muhteşem oynanışı ve yoğun atmosferiyle değil, birçok özelliğiyle de kısa zamanda büyük bir fenomen haline gelmişti oyun dünyasında. İlk Half-Life’ın oyun motoru, o dönemde yükselen ve her oyuncunun 6 ayda bir bilgisayarının bileşenlerini tazelemesini gerektiren donanım çılgınlığının aksine düşük sistemlerde de çalışabiliyordu. Oyun motorunun hem optimizasyon açısından esnek olması hem iyi grafik vermesi hem de çok çok sağlam oyun mekanikleri sağlaması dolayısıyla bağımsız geliştiriciler içinde çok popüler oldu. Bunun bir sonucu olarak da Minh Le ve Jess Cliffe adlı iki kafadar, Counter-Strike adlı bir Half-Life modu ortaya çıkardı. Kesinlikle ticari amacı olmayan bu girişim multiplayer oyunculuğu sonsuza dek değiştirdiği gibi, profesyonel oyunculuk kavramına da korkunç büyük katkı yaptı. Zaten daha sonra Minh Le, Valve tarafından işe alınmıştı. Counter-Strike’ın büyük başarısı aynı zamanda bağımsız geliştiriciler için de ilham verici bir öykü olmuştu. Aradan geçen senelerde Modern Warfare (MW) ve Battlefield (BF) gibi multiplayer oyunculuğu kökünden değiştiren markalar çıktı ancak bir klasik her zaman klasiktir.

TAKIM OLMADAN ASLA!
Counter-Strike: Global Offensive (CS: GO), bizi zamanında CS’nin başına esir etmiş ne varsa aynen uyguluyor. Son derece heyecanlı oynanış, gerçekçi silahlar ve takım oyunu… Tüm bu bileşenler CS: GO’nun sinir sistemini oluşturuyor. Oyunda çığır açacak bir yenilik olmasa bile yeniden yorumlanan haritalar ve yeni modlar gayet bağımlılık yapıcı. Oyuncular halen CS 1.6 ve Source üzerinden turnuvalar düzenleseler de sanıyoruz ki GO’nun daha çok oyuncuya yayılma politikası, oyunu popüler yapacaktır. Ki bize göre GO, 1.6’ya Source’dan daha yakın bir yorum olmuş. Örneğin, yeni başlayacaklar ya da uzun süredir oynamayanlar direkt olarak olaya Classic Casual moduyla girebilirler. Bu seçenek tam anlamıyla oyuna ve mekaniklere ısınmanızı sağlıyor. Mesela, bu seçenekte FF (Friendly Fire: Ekip arkadaşlarınızın sizin silahlarınızdan zarar görebilmesi) direkt olarak kapalı ve otomatik olarak silah alabiliyorsunuz. Bu seçenek oyuna çok daha çabuk adapte olabilmenizi sağlıyor. Classic moduysa bildiğimiz CS. CS oyunlarında karşılaştığımız iki yeni mod olan Demolution ve Arms Race son derece heyecanlı ve üst düzey maçlar oynanmasını sağlıyor. Arms Race’de rakiplerinizi temizledikçe elinizdeki silah değişiyor ve dolayısıyla her yeni frag, yepyeni bir meydan okuma anlamına geliyor. Her ölüşünüzden sonraysa hemen spawn oluyorsunuz. (Elbette ki spawn’dan sonra 5 saniye boyunca zarar görmediğinizi hatırlatalım. Spawn Camper’lara hayat yok!) Bu modun son frag’indeyse bıçak bıçağa kapışıyor ve müsabakanın sonunda epik bir imza atmaya çalışıyorsunuz. Demolution’daysa kazandığınız her raunt sonunda elinizdeki silah değişiyor ama öldüğünüzde respawn olmuyorsunuz; raunt sonlarını beklemeniz gerekiyor. Bu modun adından da anlayabileceğiniz üzere her rauntta teröristler bomba kurmaya, özel tim de onları engellemeye çalışıyor. Bunun dışında oyunda klasik haritaların elden geçirilmiş olmasını yenilikler arasında sayabiliriz. de_dust, cs_italy gibi klasik haritaları yepyeni grafiklerle görmek gayet iyi. Elbette tüm karakter modelleri, silahlar da elden geçirilmiş. Oynanışa herhangi bir etkisi olmasa da kozmetik olarak oyunun iyi görünmesini sağlamış. Her ne kadar Global Offensive, hem yeni oyuncuları hem de eski oyuncuları memnun etmeye çalışan ve 1.6’ya yakın bir yorum olsa da özellikle Classic modu oldukça zorlaşmış. Classic Casual’da alışkanlık edinmeden direkt oyuna daldığınız zaman siz de fark edeceksiniz ki nişan almak ve özellikle CS’deki başarının altın anahtarı olan headshot atmak 1.6’ya göre daha zor. Açıkçası bunda oyunun vuruş hissinin biraz eksik olmasının da etkisi var. 1.6’da rakibinizin bedenine saplanan her bir kurşunu takır takır hissedebiliyorsunuz ancak GO’da bu his hafiftan kaybolmuş.

Sayfa: 1 2 3 4

Paylaş