Sony RX1 incelemesi

31 Mayıs 2013 09:28


ARZU NESNESİ
RX1’i bu denli etkileyici kılan özelliklerin başında küçük boyutları ve malzeme kalitesi geliyor. Metal gövdenin işçiliği ve detaylara gösterilen özen kusursuz diyebileceğimiz kadar iyi. İki ana teker, deklanşör, flaş mekanizması, bağlantı yuvası kapağı, lens üzerindeki tekerler ve hatta lens kapağı bile metalden. Tasarım oldukça sade ve düğme yerleşimleri kullanımı kolaylaştıracak şekilde yapılmış. Gövde küçük olmasına rağmen istediğiniz çekim ayarlarını yapmakta hiç sıkıntı yaşamıyorsunuz. İki ana tekerden biri çekim modları arasında seçim yapmanızı sağlarken bir diğeri poz telafisini ayarlıyor. Arka tarafta kalan üçüncü tekerle ise enstantaneyi ayarlıyorsunuz. Lensin odak aralığı ve diyafram açıklığını ise lens üzerindeki tekerlerle yapıyorsunuz. Menüyü ve diğer ayarları kontrol etmek için kullanılan arka yüzdeki ana düğme de teker işlevine sahip. Makine üzerinde 1,2 milyon noktalı 3 inç büyüklüğünde bir ekran bulunuyor. Ekran hareket etmiyor ve dokunmatik de değil. Ancak verdiği görüntüyle bu eksikliklerini pek hissettirmiyor. Makinenin eleştirilebilecek yanlarından biri ne optik ne de elektronik vizöre sahip olması. Yani haricen bir vizör satın almazsanız (ki fiyatları oldukça yüksek) çekimler için ekranı kullanmaya mahkumsunuz. Makineyle kullanmayı planladığınız birçok aksesuar, hemen üst kısmındaki özel kızaktan güç alıyor. RX1’in hafıza kartı ve pil yuvası alt, micro-USB, micro-HDMI ve güç/mikrofon bağlantılarını saklayan yuvası ise sol tarafa yerleştirilmiş. Mikrofon girişinin olmasının video kayıtları için ne kadar önemli bir artı olduğunu belirtmemize gerek yok. Makine, harici bir güç adaptörüne sahip değil, pil USB bağlantısı üzerinden şarj ediliyor. Ancak pilin çok hızlı tükeniyor olması yedek bir pil veya şarj adaptörüne ihtiyaç duymanıza neden oluyor.

“GO FULL OR GO HOME*”
RX1’in alametifarikalarından biri gövdesine sabit 35 mm’lik Carl Zeiss lensi. f/2.0 diyafram açıklığına sahip lens, mükemmele yakın bir performansa sahip. Hatta DSLR’larda kullanılan birçok 35 mm’lik lensle kıyaslanabilecek kadar iyi. Lensin sabit olmasından ötürü makinenin yakınlaştırma kabiliyeti yok, onun yerine mümkün olduğunca pozisyonunuzu değiştirip çekeceğiniz objeye yakınlaşıp/uzaklaşmanız gerekiyor. Ancak Sony RX1’in bu kadar özel bir makine olmasının asıl nedeni Sony’nin geliştirdiği tam kare sensörü. 24,3 megapiksel çözünürlüğündeki bu sensör, daha kaliteli sonuçlar, daha geniş bir dinamik alan, daha tutarlı renkler, daha iyi düşük ışık performansı sunuyor ve alan derinliği üzerinde daha etkin bir kontrole imkan tanıyor. Manuel modda, ISO değerinin minimum ve maksimumda kaç olacağı ayarlanabiliyor. Lensinin de etkisiyle, RX1’le yüksek ISO değerlerine çıkıldığında yarı geçirgen ayna teknolojisine sahip Sony SLT makinelerden ve piyasadaki orta seviye kimi tam kare makineden çok daha iyi bir performans elde ediyorsunuz. 6400’e kadar oldukça düşük bir kirlilik söz konusu. Üstelik RX1’in sonuçlarında kirlilik engelleme filtresinin etkisi de hissedilmiyor. Sony’nin SLT makinelerinde muzdarip olduğu bu filtre, detay kayıplarına neden olmasıyla, bilhassa düşük ışıklı ortamlarda istenen sonuçların elde edilmesinin önüne geçiyor. Lens üzerindeki üç tekerden en gerideki diyafram açıklığını, onun önündeki odak uzaklığını, en öndeki ise odaklamayı ayarlıyor. Menüden aktif hale getirdiğiniz takdirde elle odaklama yaparken makine dijital yakınlaştırma yapıyor ve odakta olmasını istediğiniz objeyi daha yakından görerek daha hassas odak ayarı yapabiliyorsunuz. Yabancı kaynaklı yorumlarda özellikle RX1’in otomatik odaklamasının yavaş olduğundan bahsedilmiş. Tek kare çekimlerde sorun yok ancak sürekli çekim moduna aldığınızda, özellikle hareketli objeleri çekerken bu yavaşlık rahatlıkla fark ediliyor. Yavaşlık video kaydında daha da bariz hale geliyor. Çok yavaş hızla hareket ediyor olsalar dahi RX1 neredeyse objeleri hiç tam olarak odaklamayı başaramıyor. Sony SLT makinelerden aşina olduğumuz menünün aynısını kullanan RX1, HDR desteğine ve DRO olarak geçen diyafram aralığı optimizasyonu fonksiyonuna sahip. DRO, özellikle ters ışıkta gözle görülür bir etki yaratırken, HDR farklı pozlama değerlerinde çekilmiş kareleri bir araya getirerek daha canlı fotoğraflar elde etmenizi sağlıyor. Scene modunda, gün batımı, peyzaj, gece portresi gibi sahneler arasından seçim yapabiliyor, yaratıcı tarzlarla ton ayarı yapabiliyorsunuz. * “Ya tam kare ya hiç” olarak çevrilebilecek motto

Sayfa: 1 2 3 4

Paylaş