The Last Guardian incelemesi

26 Aralık 2016 20:30

ARKADAŞLIK TEMASI

O hissiyatın tam olarak ne olduğunu ve bu oyundan ne beklemeniz gerektiğini tanımlayabilmek için birazcık Shadow of the Colossus’tan bahsetmemiz gerekiyor. Oynayanların hatırlayabileceği üzere; o oyunda karakterimiz ölmüş olan sevdiği kadını yeniden hayata döndürmek istiyor ve bu uğurda devasa yaratıkların her birini sırayla yok etmeye ant içiyordu. Yaratık tasarımlarının hepsi birbirinden güzeldi ve öldürebilmek için yaptıklarımızı anlatmak istesek kelimeler kifayetsiz kalırdı. Tüm bunları yapmayı göze almamıza sebep olan kadından bahsetmiyoruz bile. Ancak insanlar oyunu bitirdikçe ve tepkiler gelmeye başladıkça ilginç bir durum ortaya çıktı. Kimse sevdiğimiz kadın veya öldürmeye çabaladığımız o devasa yaratıklar nedeniyle vurulmamıştı oyuna. İnsanları asıl yakalayan, karakterimiz Wander ve atı Agro arasındaki yolculuk boyunca gelişen ilişki oldu. Bu durum yapımcı Ueda’nın da dikkatinden kaçmadı ve bir sonraki oyununu işte bu temel üzerine kurmaya karar verdi: Bir insan ve hayvanın arasındaki arkadaşlık! The Last Guardian, oyun dünyasında böylesi az bulunan bir fikirden filizlenerek hayat buldu.

Ueda’nın oyunlarına aşina değilseniz, neyle karşılaşacağınızı kestirmeniz biraz güç olabilir. Çünkü Ueda’nın oyunları oyuncuya zorla alıştırılmış olan katıksız aksiyon, patlama ve çatlama dolu oyunlardan değil. Burada arkadaşlığın, paylaşımın, insani duyguların, fedakarlığın ve yolculuğun ta kendisinin bir anlamı var. Ueda duyguları yansıtabilmek için cümlelere ihtiyaç duymayan, oyuncuyu benzersiz bir dünyanın içine atarak atmosferin yoğunluğu ile derdini yansıtmaya çalışan bir adam. The Last Guardian da, önceki oyunların özelliklerini olduğu gibi yansıtmayı başarıyor ve başka hiçbir oyunda denk gelemeyeceğiniz büyülü bir dünyanın kapılarını aralıyor.

ADETA AL EVİNDE BESLE
Oyun, bir çocuk ve birkaç farklı hayvanın karışımından oluşan dev yaratık Trico’nun arkadaşlığını anlatıyor. Elbette bu öyle kolayca elde edilen bir arkadaşlık değil. Birbirini hiç tanımayan ve hatta ilk karşılaştıklarında güven dahi beslemeyen iki taraf söz konusu. Oyunun tartışmasız en iyi yaptığı şey, adım adım oluşan arkadaşlık bağını inanılmaz güzel yansıtması olmuş. Unutmayın, taraflardan birisi özünde bir hayvan ve nasıl ki ailenize yeni dahil ettiğiniz bir hayvan ancak zamanla size alışıyorsa, Trico da aynen bu şekilde bir zamana ihtiyaç duyuyor. Başlarda ürkek ve mesafeli iken, bir şeyler paylaştıkça durduk yere gelip size temas etme ihtiyacı duyuyor mesela. Oyunun çuvalladığı pek çok şeyden birazdan bahsedeceğiz lakin burayı ne kadar övsek azdır. Trico, bugüne dek bir oyuna yansıtılmış en başarılı hayvan güzellemesi diyebiliriz gönül rahatlığı ile…

Sayfa: 1 2 3 4 5 6

Paylaş