Rainbow Six: Siege incelemesi

02 Ocak 2016 12:00

KÜLLERİNDEN DOĞDU

Aslına bakarsanız biz bir Rainbow Six oyununu çok daha önce bekliyorduk. 2011 yılında açıklanan Patriots çoktan bizimle olmalıydı ancak her ne kadar sebep olarak bu gösterilmemiş olsa da 2013 yılında Tom Clancy’nin ölümünün ardından iptal edildi. Neyse ki hazırlanmış olan içerik tamamen çöpe atılmadı ve Patriots zaman içinde Siege’e evrildi. Tabii bu evrim sürecinde bazı özelliklerinden de fedakarlıkta bulunmak zorunda kaldı. Örneğin Patriots oldukça ilgi çekici bir senaryo moduna sahipti. Ancak Siege’e baktığımızda değil az ilgi çekici bir senaryoyu, tek kişilik bir hikaye modunun dahi olmadığını görüyoruz. Oyuna üstün körü bir bakış attığınızda bile yapımcıların e-spor müsabakalarına uygun bir Rainbow Six yaratma isteğinde olduklarını rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.

5 vs 5 takım mücadelesi olarak kurgulanmış olan oyun, eminiz ki önümüzdeki dönemde turnuvalarda bolca karşımıza çıkacaktır. Lakin alışık olduğunuz online FPS algısını biraz yıkmanız gerekiyor burada. Çünkü oyun e-spora uygun hale getirilmiş olsa bile, taktiksel yapısından zerre ödün vermiş değil. Genel pencerede çok sade bir konsepti var aslında; bir taraf hücum, diğer taraf ise savunma. Her tur takımlar taraf değiştirerek aksiyonun iki yönünü de deneyimleme imkanı buluyor ve bu deneyim tam anlamıyla, 180 derece farklılık gösteriyor. İşin savunma tarafında daima korumanız gereken bir şeyler oluyor. Belki bir rehine, belki de patlamaya çok istekli bir bomba olabiliyor bu. Saldırı tarafındakiler yerinizi tespit edip, savunmaya çalıştığınız şey her ne ise onu ele geçirmeye çalışıyor. Ne kadar da basit görünüyor öyle değil mi? Ancak işler hiç de öyle düşündüğünüz kadar yalın değil.
PLANSIZ HAREKET YOK

Maçlar başladığında her iki tarafa da hazırlık için belirli bir süre tanınıyor. Savunmadakiler, bu süreyi kendilerini korumak için kullanıyor. Kritik noktalara tuzaklar yerleştirmek, savunulacak önemli noktaları belirleyerek görev dağılımı yapmak ve hatta olmadık noktalarda pusu kurmak gibi aksiyonları bu kısa sürede planlıyorlar. Ancak elbette saldırı tarafı da bu süreçte armut toplamıyor. Onlar da uzaktan kumandalı drone’larını havalandırarak düşmanın yerini ve zayıf noktalarını bulmaya çalışıyor.

Haritalar dikkate değer ölçüde büyük; savunulacak noktalar da her maç değişecek kadar çeşitli olduğundan, bu analiz işlemi her zaman başarıyla sonuçlanmıyor. Oldu da düşmanı tespit etmeyi başardılar, bu kez de devreye saldırı şeklinin planlanması giriyor. Çatıdan salınarak camdan ani bir saldırı mı düzenleyecekler, yoksa sinsice yaklaşıp, üstünde durdukları zemini mi patlatacaklar, orası ekibin yaratıcılığına kalmış. Eğer gerçekten yaratıcıysanız, oyun size hayalinizdeki taktiksel planlamayı işleme dökmek için her türlü imkanı sağlıyor.

Sayfa: 1 2 3 4 5 6

Paylaş