Transformers Fall of Cybertron incelemesi

09 Kasım 2012 10:17


MICHAEL BAY‘İN ÇEKTİĞİ FİLMLERLE BİRLİKTE TEKRAR POPOÜLERLİK KAZANAN TRANSFORMERS MARKASI, FİLMDEN BAĞIMSIZ OLARAK DEVAM EDEN OYUN SERİSİYLE BU POPÜLERLİĞİNİ OYUNCULAR GÖZÜNDE DE ARTIRIYOR

Biz çocukken Transformers sadece bir çizgi filmden ibaretti. Sokakta oynarken herkes Optimus Prime olmak isterdi. Tek tük gördüğümüz Transformers oyuncakları aklımızı başımızdan alırdı. O zamanlarda ithal oyuncaklar çok çok nadir gelirdi ülkemize. Biz de elimize geçen şeylerden Transformers oyuncakları yapmaya çalışırdık.Gün geldi, Michael Bay delisi içimizdeki Transformers aşkını tekrar depreştirdi. Önce Steven Spielberg yapımcılığındaki aksiyon filmleri, sonra yeni nesil Transformers oyuncakları, ardından da video oyunları geldi. Aslında Japonların 1980’lerin başında icat ettikleri “dönüşebilen robotlar” fikri kısa bir süre içinde kocaman bir fenomen haline geldi. Fall of Cyberton ise bu marka altından çıkan son ürün. Aslında içinde iyi işlenen fikirlere sahip bir aksiyon oyunu olsa da Fall of Cyberton, vasatın biraz üstü bir oyun olarak beklentilerimizin görece altında kaldı. Oyunu E3 fuarında denediğimizde biraz daha fazlası için beklentiye girmiştik. Ama yine oyunun sizler için düşündüğü birkaç sürpriz var.

AUTOBOT GEZEGENİNDE SAVAŞ
Fall of Cyberton, Transformerların Dünya gezegenine gelmeden önceki büyük savaşlarını anlatıyor. Transformerların gezegeni olan Cybertron için yapılan savaşta hem Deception hem de Autobotları oynayabiliyoruz. Senaryonun gidişatına göre ünlü Transformerlardan çoğuna hükmetme şansımız oluyor. Robotlarınızı dilediğiniz şekilde dönüştürme şansınız var ki bu, oyunun en güzel kısmı. Bu konuda oyun sizi kısıtlamadığından düşmanlarınızı istediğiniz gibi karşılayabiliyorsunuz. İster robot, ister araç halinizle savaşmak mümkün. Bir çatışma esnasındaki durum neyi gerektiriyorsa o şekilde savaşabilirsiniz. Örneğin, etrafınız sarılmışsa robot halinizle savaşmak daha mantıklı ama işin içinde kaçma-kovalama varsa araç halinize dönüşmek tek seçenek halini alıyor. Her iki durumda da oyunun aksiyon seviyesi gayet üst düzeyde: Keskin, hızlı ve akıcı… Bunda oyunun grafik stilinin ve vuruş hissiyatının sağlam olmasının etkisi var. Oyunun silahları da oldukça çeşitli ve özellikle animasyonları gayet başarılı. Ortalığın cehenneme döndüğü keskin çatışmalarda bunda en büyük pay silahların ancak aksiyonun kalitesi de yadsınamaz şekilde üst düzeyde. Oyunun kontrolleri de oldukça keskin olduğundan attığınızı, vurduğunuzu çok net hissediyorsunuz. Her ne kadar oyunun grafik stilini beğenmiş olsak da oyunun saniyedeki kare oranı çok yüksek değil. Ekran kalabalıklaştığı anda frame rate sorunu kendini göstermeye başlıyor. Bu derece hızlı oynanması gereken bir oyun için hiç de hoş değil. Zaman zaman oyun çok geniş alanlarda geçtiğinden ve aksiyonun ölçeği büyüdüğünden, oyun motoru çuvallayabiliyor. Bu denli iddialı ve yüksek bütçeli bir oyun için çok büyük bir kayıp doğrusu. Bu tip teknik sorunlar kimi zaman oyunun kendisinin önüne geçiyor ve oyundan alacağınız keyfi büyük ölçüde baltalıyor. Geliştiriciler kaliteli aksiyon mekanikleri kurgulamışlar ama teknik detaylarda çuvallamışlar. Ancak oyunun görev yapıları oldukça çeşitli olduğundan bu konudaki açıklar bir yere kadar kapanabiliyor. Mesela, uçabilen robotları kullandığınız uçuş sahneleri hem sinematik olarak, hem de oynanış olarak çok başarılı; hatta belki de oyunun en iyi görev çeşitleri diyebiliriz bu bölümlere. Teknik sorunlar kendini göstermediği sürece oynanış cidden oldukça başarılı. Buna en büyük örnekse, -özellikle de Optimus ile oynadığınız bölümlerde- robotların ezici güçlerini olabildiğince hissetmeniz. Bazen düşmanlarınız sizin gücünüz karşısında o kadar çaresiz kalıyor ki kontrol ettiğiniz karakterin alelade birinden çok daha fazlası olduğunu hissediyorsunuz. Evet, elinizin altındaki devasa bir robot ve birkaç hamlede bütün düşmanların canına okuyabilirsiniz. Oyun, bu noktada yapması gerekeni gayet başarıyla uygulamış ve transformerları ve özelliklerini oyuna başarıyla aktarmış.

Sayfa: 1 2 3 4

Paylaş