The Witcher 1. sezon 1. bölüm “The End’s Beginning” incelemesi

20 Aralık 2019 21:00

Netflix duyurusundan bu yana ilk sezon için sabırsızlıkla beklediğimiz The Witcher karşımızda. Diziyi bölüm bölüm irdeleyelim.

The Witcher bugüne kadar Netflix yapımları arasında belki de en heyecanla beklediğimiz dizilerden biriydi. Şubat 2019’da dizinin setini LOG olarak bizzat ziyaret etmiş, sette çekimin bir kısmını izlemiş, dizi yürütücüsü ve Henry Cavill da dahil oyuncularla röportaj yapıp yurda dönmüştük. O gün sonrası ise diziden beklentimiz hiç olmadığı kadar arttı diyebiliriz. Orada geçirdiğimiz süreye dair detaylı yazımıza ve röportajlardan öne çıkan noktalara buradan ulaşabilirsiniz. Diziyi de ön gösterim sayesinde biraz erken izleme fırsatı edindik. Sizinle buluşacağı zamana kadarki boşlukta da genel bir inceleme yazmak yerine bölüm bölüm diziyi kaleme alalım, kitapla nasıl farklılıklar barındırdığına, neleri çok beğendiğimize, nelerden şüphe duyduğumuza detaylarıyla değinelim dedik. Şimdi de ilk bölümle karşınızdayız.

The Witcher lafı dolandırmadan başlıyor

Dizi bizi Geralt’ın en bilindik hikayelerinden biriyle karşılıyor. Sonun Başlangıcı isimli bölümde Blaviken’i ziyarete gidiyoruz. İlk hikaye bizi Son Dilek kitabındaki Ehvenişer bölümüne götürüyor. Açılışı ise hemen bir yaratık savaşıyla yapıyoruz. Dizi bu noktada doğrudan konuya giriyor ve açıkçası iyi de yapıyor. İlerleyen dakikalarda hikaye anlatımının bu yönde ilerlemeye devam edeceğini de daha iyi hissediyorsunuz aslında. Witcher size “Bu kim?” sorusunun cevabını hikayenin yolculuğu boyunca anlatıyor. Tanımlardan, hikaye girişlerinden uzaklaşarak doğrudan “Gelişme” ile başlıyor kompozisyonuna. Bu da izleyici için dinamik bir başlangıç anlamına geliyor. Ehvenişer yani kötünün iyisi kavramıyla da bu bölümde tanıştırıyor bizi. Ehvenişer, Witcher’ın özellikle Geralt’ın hayatında büyük önem taşıyor. Çünkü Geralt kendini hep iki ucu da kötüye çıkan işlerin tam ortasında buluyor. Bu yüzden Geralt’ı anlamak için onun ehvenişer seçimlerini görmek gerekiyor. Elbette meşhur lakabı Blaviken Kasabı’nı nasıl aldığını da ilk bölümden öğrenmemiz…

Hikayenin detaylarına inmeyeceğiz ancak Renfri hikayesi bir Witcher’ın hayatını da özetleyen bir hikaye aslında. Witcher’lar sevilmiyor, istenmiyor. Ama yine de halk bazı durumlarda onlara ihtiyaç duyuyor. Renfri bölümünün biraz daha detaylı olmasını isterdik, çünkü hikaye çok hızlı ilerlediği için özellikle bu hikayeyi bilmiyorsanız; Geralt’ın kararlarını anlamak zorlaşabilir diye düşünüyoruz.

Bu bölümün bir diğer noktası ise Cintra sahneleriyle ortaya çıkıyor. Dizinin hikaye anlatma konusunda giriş yapmadığına değinmiştik. Nitekim Cintra da bizi doğrudan savaşın ortasına götürüyor. Ciri’yi tanıtan dizi burada zamanı da kronolojik olarak işlemediğini gösteriyor. Dizi boyunca da bunu fark edeceksiniz. Karakterlerin kendi hikayeleri anlatılırken farklı zamanlar arasında atlama yapıyoruz. Dizi bazen geçmişe, bazen günümüze gidiyor anlayacağınız. Bunu akılda tutarak izlemek kafa karışıklığını önleyecektir diye düşünüyoruz.

Gelelim aktörlerin bıraktığı ilk izlenime. Henry Cavill, role tam oturmuş bize göre. Witcher’ın ruh halini, espri anlayışından mimiklerine kadar çok iyi yansıtıyor. Gözlerindeki lens ve kafasındaki peruk hiç sırıtmadığı gibi kostümü de çok başarılı duruyor. Oyun tutkunları eminiz ki madalyonu eleştirecektir. Ancak madalyon kitaba hayli sadık bir şekilde yansıtılmış diyebiliriz. Ciri’ye hayat veren Freya Allan da yine rolün altından kalkan isim oluyor. Ciri için en doğru seçeneklerden biri olduğunu daha ilk bölümde hissettiriyor.

İlk bölümle beraber de maceranın gerçekten de tam ortasına düşüyoruz. Dizi yüksek tempolu bir başlangıca imza atıyor. Peki ya sonra?

TÜM İNCELEMELER

İlginizi çekebilir

Ocak 2020 Netflix Türkiye ajandası

Paylaş