reklamı kapat

POPÜLER

Metro: Exodus incelemesi

RUSYA KAZAN BİZ KEPÇE

Metro: Exodus temelde bir yol hikayesi aslında. Oyunun hemen başında bulduğumuz bir lokomotifle Moskova’dan yola çıkarak Rusya’nın diğer ucuna doğru umuda yolculuk yapıyoruz. Yaklaşık 1 yıllık bir süreyi kapsayan bu macera, dört ayrı mevsime bölünmüş bir hikaye aktarımı şeklinde yansıtılıyor. Rusya’nın geniş ve değişken toprak bütünlüğü sağ olsun kah karların arasında hayatta kalmaya çalışıyoruz, kah çölün ortasında yoklukla mücadele ediyoruz. Nükleer patlama ve serpinti nedeniyle perişan olmuş toprakların, aktif olarak değişen hava şartları ile harmanlanması oldukça keyifli bir oyun deneyimi ortaya çıkarmış. RTX desteğini de arkasına almış olan yapım, kara bulutların arasından usulca süzülen güneş ışığıyla ölmüş topraklara can verdiğinde tam bir seyir zevki yaşanıyor. Yalnızca hava şartları değil, saat değişimi de oyunda önem arz etmekte. Gün ışığı daha fazla haydut ve daha az yaratık, gece ise tam tersi anlamına geldiğinden görevlere giderken yola çıkış saatinizi dahi dikkate almanız gerekebiliyor.

DOĞANIN EN BÜYÜK DÜŞMANI İNSAN

Artyom ve Sparta ekibinin nükleer savaş sonrası ilk kez karşılaştıkları yaşam bulunan yüzey ortamı içinde oldukça ilginç yapılar barındırıyor. Bir yalan sonucu hayatını karanlıkta geçiren ekibimizin çıktığı yolculuk asla bir ütopyaya dönüşmüyor. Aksine, dışarıda her şeyin çok daha kötü olduğu ve insan olan her yerde hırs ve yalanın da bulunacağı tokat gibi suratınıza vuruluyor. Bir bölgeye gidiyorsunuz; mutasyon geçirmiş deniz yaratıklarına tapan ve aksini düşünen herkesi günahkar ilan eden yobazlar karşılıyor sizi. Başka bir yerde iyilik maskesi altında kucak açan yamyamlar, bir başkasındaysa fırsat bu fırsat diyerek kölelik sistemini geri getirenler… “Karanlığa mahkum değiliz! Dışarıda yaşam var!” hayaliyle yola çıkmış insanların bu düzenle karşılaşması nasıl yok edici olabilir tahmin edersiniz sanıyoruz ki. Bir noktada kahramanlarımız kendilerini “Yalan da olsa birlikte yaşadığımız, evimiz dediğimiz o karanlık metro istasyonundan hiç ayrılmasa mıydık acaba?” diye düşünürken buluyor ki Exodus’un üzerine parmak basmayı amaçladığı ruh hali de tam olarak bu aslında. Zaten artık çok iyi biliyorsunuz; Metro kuru kuru koşturduğunuz düz bir aksiyon oyunu asla değil. Karakterler arası ilişkilere, ruh değişimlerine, duygusal ağırlığa önem veren bir yapım ve Exodus da bunu sonuna kadar kullanıyor kesinlikle.