reklamı kapat

POPÜLER

Metro: Exodus incelemesi

İNSANOĞLUNUN KUSURLARI

Metro serisi oldukça standart bir post-apokaliptik hikayeyi ilginç bir şekle sokmasıyla dikkat çekiyor. Elbette insanlık elindekiyle mutlu olamıyor, hırs gözünü karartıyor ve büyük bir nükleer savaş yaşamı yok ediyor. Dünyanın her yerinde patlayan nükleer bombalar neticesinde insanoğlu nesli tükenme noktasına gelen bir canlı konumuna düşüyor. Tüm bu kıyametin ortasında Moskova’daki insanların küçük bir bölümü yerin altına inerek metronun altında saklanıyor ve burada yaşam mücadelesi vermeye başlıyor. Onlar için yüzeyde artık ev diyebilecekleri herhangi bir yer bulunmuyor, metro istasyonları onların yeni evi haline geliyor. Ve bu durum yıllarca, çok uzun yıllarca devam ediyor. Ancak insan güçlüdür, uyum sağlamaya müsaittir ve azimlidir. Yerin dibinde de olsa yaşama tutunmayı başarabilir. Ancak aynı zamanda kusurludur ve ders çıkarmayı asla beceremez. Onları bu karanlık mahzene mahkum bırakan hırsları yeni yaşam koşullarında da kendisini gösterir. İki oyun boyunca bir yandan radyoaktif etkiyle başkalaşmış ucube yaratıklarla uğraşırken, bir yandan da birlikte yaşamayı öğrenemeyen insanların güç hırsıyla mücadele etmek durumunda kalmıştık. Tüm bu mücadelenin ortasında ise karakterimiz Artyom’un başka bir derdi vardı; “Bu kokuşmuş delikte ölmeyeceğim. Dışarıda hala yaşamın izleri varsa bunu bulmak zorundayım.” İşte Exodus bu karşı konulamaz isteğin iyice filizlendiği anda başlıyor. Artyom tüm uyarılara, telkinlere ve emirlere karşı çıkarak yüzeyde yaşamın izlerini aramaya koyuluyor. Neredeyse dalga geçilecek noktaya gelmişken burada anlatıp berbat etmek istemediğimiz bazı olaylar yaşanıyor ve Artyom’un aslında başından beri haklı olduğu ortaya çıkıyor. Meğer dışarıda yaşam varmış, meğer onları metronun altında kalmaya zorlayan şey bir yalandan fazlası değilmiş. Evet, Artyom’un sahip olduğu hayat bir yalandan ibaret ancak dışarı çıktığında görecekleri, bazen yalanın gerçeklikten daha iyi olabileceğini dahi sorgulamasına sebep oluyor…