reklamı kapat

POPÜLER

The Witness incelemesi

wit3

YİNE YAPTI YAPACAĞINI

Braid’in başarısı The Witness’a karşı olağanüstü seviyede beklentiye girmemize neden olduğu gibi bir yandan da kafamızda endişe verici soru işaretleri oluşturdu. Sonuçta Jonathan Blow; Tim Schafer veya Peter Molyneux gibi pek çok başarılı yapım sonrası sorgulama sürecini tamamlamış bir isim değildi. Tek bir oyun yaratmış ve bununla Ferhat misali dağları delmişti. Hal böyle olunca, aynı şeyi yeniden yapıp yapamayacağı büyük bir soru işaretiydi. Şurası bir gerçek ki The Witness oyun endüstrisinde yeni bir çağ başlatmayacak. Hali hazırda bağımsız oyunlar bu kadar revaçtayken, onları alıp daha da yukarılara götürecek bir misyon üstlenmeyecek.
The Witness, Blow’un söyleyeceklerinin bitmediğini ve yaratıcılığının sınırı olmadığını kanıtlama derdinde sanki. Şunu söylersek belki oyunun kalitesi daha net ortaya çıkabilir: Eğer 2008 yılında Blow, Braid’i değil de The Witness’ı yapmayı tercih etseydi, bağımsız oyun çağının başlamasını yine sağlardı. Peki birbirinden bu kadar alakasız, bu denli tezat iki oyun için aynı cümleyi nasıl oluyor da kurabiliyoruz? Cevabı çok basit; her ikisi de alışkanlıkları bozuyor, farklı olmaktan çekinmiyor ve oyuncunun zekasına saygı duyuyor.

Nasıl ki Braid’i yalnızca muazzam sanat yönetimi, yaratıcı platform-bulmaca mekanikleri, ruha dokunan müzikleri üzerinden değerlendirmiyor ve altında yatan felsefesine dikkat kesiliyorsak, The Witness için de bunu yapmamız gerekiyor. Çünkü ekran görüntülerinden göreceğiniz renkli dünyadan ve videolarda denk geleceğiniz zorlayıcı bulmacalardan çok daha fazlası bu oyun. The Witness bir tecrübe. Zihninizde hiçbir şekilde yansıması bulunmayan ve tecrübe etmeden bilgi sahibi olamayacağınız bir yolculuk.